Ramazan Tülü
Avukat
MUSTAFA KEMAL, BİZİM TEMSİL ETTİĞİMİZ DÜNYANIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR
Başlıktaki bu cümle bir önceki yazıda bahsettiğim Azerbaycan’da yayınlanan Kredo gazetesinde 17 Mayıs 2014 tarihinde Gazanfer Kazımov tarafından yazılan “Rockefeller’in İtirafları ve Dünya Medeniyetinin Kurucusu Türk’ün Bedbahtlığı” isimli bir makale de geçmektedir.
Elbette ki Mustafa Kemal ATATÜRK, ezilen, sömürülen, ısrarla ve inatla geri bırakılan ülkelerin dostu, ancak, ezen, sömüren emperyalistlerin düşmanıdır. 24 Ocak Kararları ve ardından demokrasinin askıya alındığı 12 Eylül 1980 faşizminden sonraki Ülkemizde yaşanılan olgulardan aşağıdaki gibi söz edilmekte; “Ülke (Türkiye)ABD ve Avrupa malları ile doldu. Bu durumdan hem bizim şirketlerimiz faydalandı, hem de ülke boğazına kadar borç batağına girdi. Türkiye, kapitalizmi o kadar güzel uyguladı ki, yeni birçok vurgun ve soygun metotları bulundu.
Hayali ihracat arttı, bankaların içi boşaltıldı, rüşvet devletin her kademesine girdi.
Başta siyasiler olmak üzere, medya sahiplerine, üst düzey bürokratlara, bankacılara, yazar-çizer takımına ( gazeteci, dergi yazarı ) bu dönemde milyarlarca dolar rüşvet dağıttık. Kardeşlik, dostluk, iyi niyet, dürüstlük, ahlaklı ticaret unutuldu. Binlerce sahtekâr, yalancı, hem devlet kadrolarını, hem bankaları, hem de özel şirketleri doldurdu. Türkiye’nin bugünkü manzarasının sebebi 12. Eylül ihtilalidir desem abartmam…”
Görüldüğü üzere bu olguların canlı tanığı olmadık mı?
İtiraftaki daha vahim olan cümleler ise;
“Ülke yapılanları görenler tarafından alttan alta kışkırtılmaya başlandı.
Halk tepki koyuyor, sokaklar protestocularla doluyordu. Tepkileri azaltabilmek için tam o günlerde bir Kürt Meselesi çıkardık. Önce, bir örgüt kurdurduk. Sonra küçük bir kasabaya baskın yaptırdık. Ülkenin gündemi bir anda değişti. Kürt PKK terörü, şehit edilen asker ve polisler, halka her sıkıntıyı unutturdu. Türkiye otuz yıldır bu mesele ile uğraşıyor.
Sonuç almasını her defasında engelledik.
PKK’nın liderini ‘idam edilmemek’ kaydı ile biz teslim ettik.
Otuz yıldır süren PKK terörü, Türkiye’nin ekonomisine büyük darbe vurdu.
Binlerce insan bu terör dalgası içerisinde ölüp gitti. Türkiye, hem siyasi, hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük kayıplara uğradı.
Ülkenin düzgün hale getirilebilmesi için bize başvurmak zorunda kaldı. Biz de, onlara, Osmanlı İmparatorluğuna yaptığımız teklifleri yaptık. Kabul ettiler.
Bu işler için harcadığımız dolarların birkaç katını kazandık ve Türkiye’yi içinden çıkamayacağı bir borç sarmalına yuvarladık.
Bugünkü Türkiye; yalancılığın, sahtekârlığın, halkı aldatmanın, bizlere hizmet etmenin içinde yüzüyor; Mustafa Kemal’in bizi reddetmesinin bedelini ödüyor.
Böyle bir ülkenin uzun boylu yaşaması pek mümkün değildir.
Ya ruhlarda bir ihtilal yaparak yeniden kendileri olacaklar, ya da tarihten silinip gidecekler. Anadolu toprakları da bizim yarattığımız Ermeni ve Kürt devletlerinin olacaktır”.
David Rockefeller, başka bir zengin Yahudi ailesi olan Rothschild ailesinin bir ferdi ile yapmış olduğu sohbette de başka itiraflara yer verilmiş Rockefeller’in, Dünya ülkelerini nasıl ele geçiriyorsunuz?
Sorusuna, Rothschild tarafından verilen yanıt;
“Birinci Dünya Savaşı Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları yıkmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak Orta Doğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin kuruluş yolunu açmak için çıkarıldı” “İsrail devletinin kurucusu sayılan Tehodor Herzl o zamanki Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in yanına giderek bizim ailemizin para desteği ile Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat Sultan bize karşı çıktı. Biz de gerekeni yaptık. Osmanlı İmparatorluğunu çaresiz bırakarak I. Dünya Savaşı’na soktuk. Çok zorlansak da, Osmanlı İmparatorluğunu yıktık.
İstanbul’u ve Anadolu’nun bazı bölümlerini işgal ettik.
Planlarımızı tam sonlandıracağımız zaman Mustafa Kemal adında, padişahı ve şeyhülislam’ı dinlemeyen asi bir general ortaya çıktı. Bütün planlarımız alt üst oldu. Hepsi geriye kaldı”
Devamında ATATÜRK için;
“Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır.
O’nun varlığı, İsrail devletinin kurulmasını otuz yıl kadar geciktirdi ve bize milyarlarca dolar kaybettirdi.
İzmir suikastı denen bir olaya karıştığı için idama mahkûm ettiği, Osmanlı Maliye nazırlarından aziz dostumuz Cavit Bey’i kurtarmak için O’nun yanına gittik. Bizi çok soğuk karşıladı. Tekliflerimizin hiç birisini kabul etmedi. Ve adeta bizi, makamından kovdu. Birkaç gün sonra da Cavit Bey’i idam ettirdi”
Şimdi, biraz fikir jimnastiği yapalım;
Toplumsal yaşamımızı, hayat koşullarımızı, yönetim ve bürokratik yapımızı, bilimsel ve sanatsal düzeyimizi, ahlaki, güvenilirlik ve inançlar bazında tüm değer yargılarımızı sorgulayıp irdeleyecek olursak;
Fazla ileriye gitmeye gerek yok sadece yüz yıl geriye yani 1920-1923 yıllarına gidecek olursak; yoksul ama dürüst, namuslu, çalmayan, aldatmayan, güven veren bir toplum yapımız vardı.
Bu gün öyle mi?
Hırsızların, üçkâğıtçıların at oynattığı, sahtekâr, alçak, zalim ve gaddar bir toplum haline geldik?
Bu nasıl oldu?
Yukarıdaki itiraflar, bize yıllardır dost olarak görünenlerin aslında düşman olduğunu göstermiyor mu?
Bu kaotik ortamdan kurtulmak için, Ulu Önder Atatürk’ümüzü rehber edinip akıl, bilimin yönüne çevirmemiz gerekir yüzümüzü…
Laiklik din düşmanlığı olsaydı
Laiklik din düşmanlığı olsaydı, sadece Müslümanların olmadığı, Ülkede başka dinlere inanan yurttaşlar olduğu için, bu başka din mensupları Laikliği ve o İlkeyi bizlere getiren Atatürk’e düşman olurdu. Dinini ve inancının sadece Müslümanlarmı savunur? Diğer bireylerin inançlarını sevme ve savunma hakkı yok mudur? Laiklik düşmanları, laikliğe; Bir dinin, bir mezhebin, bir tarikatın başka ideoloji ve guruplar üzerinde kurduğu tahakküm. Baskı ve egemenliğe mani olduğu için karşıdırlar. Çünkü laiklik bu tür çağdışı, uygarlıktan uzak anlayışın önündeki en yüce engeldir.
Laiklik ilkesinin olmadığını düşünürsek biran: Ömründe bir kez olsun Kuran Okumamış, doğru dürüst bir sureyi bile ezberleyememiş sözde kendini Müslümanlık Savunucusu gören/zanneden özde o müesseseye zarar veren, bizim gibi objektif düşünen her görüşe saygı duyanlara tahammül bile edemeyenler en büyük hayal kırıklığını yaşayacaktır. Bunun farkında bile değildirler.
Biraz daha irdeleyecek olursak;Bunlar kendilerine “Dindarız” diyorlar. “Küfür” bunlarda. Uygarca eleştiri yerine “Hakaret” bunlarda, “iftira” atmak ve hedef gösterip “kışkırtmak” bunlarda.
Öldürmekten söz edip “Cihat” çağrısında bulunmak bunlarda. Allah’a inanıyorsunuz, onu her olguda mutlak muktedir görüyorsanız ve ona kulluk ediyorsanız, Allah’a niye saygı duymayıp, onun adına ödül ve ceza verme kudretine nereden sahip oluyorsunuz?
Bu sakat ve özürlü anlayışın tedavi edilip ıslah olması gerek.
Bir insan laiklik İlkesini benimseyip Atatürkçülüğü savunuyorsa, Bu ilkeyi savunup Atatürk’ü sevmesi suç ise bunun yargılamasını Allah yapıp cezasını Allah verecekse bunlara ne oluyor? Teokrasiden geliyoruz ve demokrasiyi bir türlü özümseyemedik. Hep direnç gösteriyoruz uygarlığa, sanki zararlı ve zor bir olgu gibi.
Matbaayı bu topraklara sokmamak için kaç yüzyıl direnmiştik? Teokratik yönetim anlayışının Osmanlı Devletinin sonunu getirip onu dağılma ve yıkılma sürecine soktuğunu biliyoruz, bilmiyorsak da tarih kitaplarında okuyoruz. Teokratik hevesimize bir son verip, her ne kadar özümsemeyip, tüm kurum ve kuralları ile yaşama geçiremediğimiz demokrasiye sahip çıkma zamanımız şimdi:Çünkü demokrasi bir hoşgörü rejimidir. Bir anlayış ve empati rejimidir. Bir insanlık rejimidir.Bir hukuksal rejimdir. Temel hak ve hürriyetlerin teminatıdır.
Onlar ne kadar teokrasiye özlem duyup hoşgörüden uzak çıkışlar
yapsa da, Biz inadına “Demokrasi” diyeceğiz…
Diğer konuk yazarlarımızı görmek için Konuk Yazarlarımız sayfasını ziyaret edin.