Nazlıcan Ünlü
Avukat
ATATÜRK VE BİLİM
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir , fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.” Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk, gerek öğrencilik yıllarında gerekse askerlik ve bürokrasi yıllarında daima ilimin ve bilimin ışığında hareket eden sadece milletimiz için değil; bütün dünya için oldukça değerli bir liderdir. Hayatı boyunca yüzlerce kitap okumuş, birçok yabancı dili öğrenmiş ve hatta onlarca kitabı da bizzat kendisi kaleme almıştır.
Atatürk’ün Geometri adlı kitabı yazdığı çoğumuzca bilinse de “Güneş-Dil Teorisi: Ulus Dil Yazıları-Etimoloji Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili” Atatürk’ün pek de bilinmeyen bir kitabıdır. Ulus gazetesinde 1935 yılında isimsiz olarak çıkan Güneş-Dil Teorisi’ne ilişkin makaleler ile ilgili Afet İnan (manevi kızı), Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazar ve Ulus gazetesindeki dil yazılarının Atatürk’ün kendisine ait olan yazılarına benzediğinden bahseder. Makalenin yazarını merak eden Afet İnan, Mustafa Kemal Atatürk’ün mektuplarından yazıların bizzat ona ait olduğunu anlar! Bu eserle Atatürk’ün Türk diline olan sevgisini, verdiği önemi ve emeği bir defa daha anlıyoruz.Mustafa Kemal Atatürk’ün Adolf Hitler’in Almanya’da seçimi kazandığı yıllarda onlarca Alman bilim insanını Türkiye’ye davet edip üniversitelerde görevlendirmesi ile bilime ve bilim insanına daima saygı duyduğunu ve daima desteklediğini göstermiştir. Darülfünun’un kapatılıp 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’nin açılmasıyla Tıp, Fen, Edebiyat, Hukuk ve İktisat Fakülteleri’nde yabancı bilim insanları çalışmaya başlamış ve alanlarında büyük başarılara imza atmışlardır. Yabancı bilim insanları sayesinde öğretim programları çağa uygun bir hale getirilmiştir. Bu dönemde üniversite kütüphanesi gelişmiş, ders kitaplarının kalitesi ve sayısı da artmıştır. Ayrıca bu dönemde bilimsel çalışmalar dışında birçok asistan ve öğretim üyesi de bu bilim insanları tarafından yetiştirilmiştir.
“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!
Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.
Bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmesi lazımdır.” Mustafa Kemal Atatürk
Türk Milletine ve Hukuka gururla hizmet eden bir avukat olarak, Mustafa Kemal Atatürk ile ilk Türk Kadın Avukat olan Süreyya Ağaoğlu arasında geçen güzel bir anıdan bahsetmek isterim. Süreyya Ağaoğlu, Türkiye’nin ilk kadın avukatıdır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, bir arkadaşıyla birlikte Adalet Bakanlığında staja başlar ancak öğle yemeği yiyebilmek onlar için bir probleme dönüşür. Evlerine gidemezler, evleri bakanlığa çok uzaktır. O zamanlar Ankara’da yemek yenebilecek bir lokanta, İstanbul Lokantası vardır fakat sadece milletvekillerinin yemek yediği bu lokantada, daha önce hiç yemek yiyebilen bir kadın olmamıştır. Türkiye’nin, bu ilk kadınstajyer avukatları, dönemin Basın-Yayın Genel Müdürü olan Ahmet Ağaoğlu’ndan öğle yemeklerini İstanbul Lokantası’nda yiyebilmek için izin ister. Şikayetler aynı gün, zamanın Başbakanı Rauf Bey’e de iletilir. Rauf Bey de aynı zamanda Süreyya’nın babası olan Ahmet Ağaoğlu’nu arayıp durumu anlatır. Birkaç gün sonra, Atatürk ve eşi Latife Hanım, Ahmet Ağaoğlu’na misafirliğe gelir. Sohbet sırasında bu konu açılınca, Süreyya Hanım, olayı bütün açıklığıyla Atatürk’e anlatır. Onun, kendisini anlayacağını ve destekleyeceğini düşünürken onu dinleyen Atatürk, “Babanın da, Rauf Bey’in de hakkı var.” der. Büyük bir hayal kırıklığına uğrayan Süreyya Hanım, ertesi gün bakanlıktaki odasında çalışırken, bir yetkili telaşla içeri girer : “Süreyya hazırlan, Paşa seni yemeğe götürecekmiş !” Süreyya şaşırır, apar topar kapının önüne çıkar. Yanında bir milletvekili ve yaveriyle arabada oturan Atatürk, onu görünce, “Latife bugün seni öğle yemeğine bekliyor.” der. Süreyya Hanım hem şaşkın hem sevinçlidir. O bindikten sonra hareket eden otomobil İstanbul Lokantası’nın önünden geçerken, Atatürk, birden şoföre durmasını söyler. Bozüyük milletvekili Salih Bey telaşla yanlarına gelince, Atatürk, herkesin duyabileceği bir sesle, ona, “Bugün Süreyya’yı bize götürüyorum, ama yarın buraya gelecek, yemeğini lokantada yiyecek.” der. Süreyya Hanım’ın şaşkınlığı daha da artar, ne olup bittiğini, Latife Hanım, yemekte, onun kulağına eğilip, “Paşa, dün akşam bu lokanta olayına çok kızdı, ama babanı senin yanında ezmek istemediği için kızgınlığını belli etmedi. Eve gelir gelmez, birkaç milletvekilini arayarak, yarın mutlaka eşleriyle birlikte lokantaya öğle yemeğine gitmelerini söyledi.” deyince durumu anlar. Süreyya Ağaoğlu, ertesi gün, arkadaşıyla İstanbul Lokantası’na gittiğinde, birkaç milletvekili eşinin de ilk kez orada olduğunu görür. Kimse onları bakışlarıyla bile rahatsız etmeye yeltenemez. Bu bir ilk olur… Atatürk ve Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu, kadınların da tıpkı erkekler gibi, bir lokantada yemek yiyebilmesine de öncülük etmiştir.
Şimdi bizlere düşen ise daima büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden ilerlemek ve ona olan minnetimizi bilime bağlı bir toplum olup ilim ve fen ile Türkiye’yi çağdaş muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkartmaktır
Diğer konuk yazarlarımızı görmek için Konuk Yazarlarımız sayfasını ziyaret edin.