Konuk Yazar

Bodrum Swisdent

Diş Polikliniği Y.K Başkanları

Cumhuriyet Kalemi Halkın Sesi
Bodrum Swisdent

ATATÜRK; “DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e Hindistandan ve Mısır’dan telgraflar çekilmişti. İsmet Paşa’nın deyimiyle bunları gönderenler çeşitli “ rüesa ve ulema”ydı. Atatürk bunların hepsine toptan bir telgrafla karşılık verdi ve şunları söyledi.

“ Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği kanın berveçhi atidir.”

“Halife hal’ edilmiştir. Hilafet , hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mevcut olduğundan makam-ı hilafet mülgadır.”

“ Filhakika Hilafetten maksut hükümettir. Devlettir. Türkiye Hükümet-i Cumhuriyetinin yanında ayrıca bir hilafet makamının mevcudiyeti Türkiye’nin dahili ve harici vahdet-i siyasetini ihlal ettiği sabittir. Diğer taraftan asırlardan beri cihanda bir tek Hükümet-i İslamiye esasına tahakkuk ettirmek için muhafaza edilmiş olan makam-ı hilafet, maksadını hiç bir zaman tahakkuk ettirmemiş, bilakis müslümanlar arasında daimi vesile-i nifak ve şikak olmuştur. Halbuki menfaat-i müstakile teşkil etmelerini esas olarak kabul etmektedir. Müslüman milletler arasındaki rabıta-i maneviye ve hakikiye “ İnnemel ve mümin ve uhuvvete” ayeti celilesi mazmunundadır. Atatürk’ün bu kısa telgrafı önemli, çok önemlidir. Önce halifeliğin devlet demek olduğunu Cumhuriyet Türkiye’sinde devlet içinde devlet olmayacağını belirtmektedir. Halifeliğin, Türkiye’nin siyasal bütünlüğüne zarar verici olduğunu kesinlikle açıklamaktadır.

Bundan sonra Atatürk, tarih boyunca halifeliğin tek bir islam devleti kurmak için ayakta tutulduğunu ama bu amacını ve ülküsünü hiçbir zaman gerçekleştiremediğini söylemektedir. Tersine halifelik, Müslümanlar arasında ayrılık yaratmıştı. Bu sözlerin altında koskoca bir tarih görüşü yatmaktadır. Üzerine ciltler yazılabilir.

Büyük adam, Asyalı ve Afrikalı Müslüman ulemasına şöyle sesleniyor gibiydi;

Açın İslam tarihini bakın. Emeviler mi? Fatimiler mi? Abbasiler mi?

TARİH BOYUNCA

Yoksa Memluklar veya Osmanlılar mı? Hangisi tek bir İslam devleti emelini gerçekleştirebilmiştir. Tarihin hangi çağında bir İslam birliği hedefine ulaşabilmiştir. Nerede? Ortadoğu da mı? Afrika da mı? Yoksa Endülüs’te veya Rumeli’nde mi? Nereden bir tek İslam devleti gerçekleşmiştir? Yüzyıllarca, gerçekleşmesine olanak bulunmayan bir ütopya, boş bir hayal arkasında nefes tüketilmemiş, kan dökülmemiş midir?

Evet kan! Bir hayal uğruna yüzyıllardır, ne kadar kan döküldüğünü hiç düşündünüz mü ey Ulema-i kiram? Ne kadar Müslüman kanı? Siz ki, İslamın çıkarlarını korumak istediğinizi ileri sürersiniz. Halifelik, İslamı birleştirmek şöyle dursun, kardeşi kardeşe düşman etmiştir. Halifelik uğruna Müslümanlar birbirlerinin boğazlarına sarılmamışlar mıdır? Tarih boyunca kaç halife boğazlanmıştır, zindanlara atılmıştır ve bunların peşinden giden ne kadar can telef olmuştur? Bir Türkler, işin romantizminde değiliz, gerçekçiyiz artık. Arkamızda büyük bir tarih tecrübesi birikmiştir. En azından dört yüz yıl “ İslamın kılıcını taşımışızdır. İslamın serdengeçtiliğini, silahşörlüğünü yapmışızdır. Kan

dökmüş, can vermişizdir bu uğurda, dersimizi tarihten almışızdır. Ve neden sonra ayaklarımız sert toprağa basmasını bilmiştir. Bütün inancımızla size şunları söylemeyi insanlık borcu biliriz; bir tek İslam devleti kurulmasına olanak yoktur ve halifeliğe de gerçekten gerek yoktur

Diğer konuk yazarlarımızı görmek için Konuk Yazarlarımız sayfasını ziyaret edin.