Ahmet Mandacı
Avukat
Sağlık İçin Cumhuriyet , Yaşamak İçin Atatürk İlke ve Devrimleri
İlkokul , ortaokul, lise, üniversite…. Dile kolay 16 yıl eğitim alıyor bir üniversite mezunu. Eğitim sistemimiz her aşamada Atatürk ilke ve devrimlerini öğrencilere anlattığını , öğrettiğini iddia ediyor. Peki gerçekten öyle mi, mesela ortaokul ve lisede toplam 8 yıl İngilizce dersi aldık. İngilizce öğrenebildik mi ? Yani özeti şudur : okullarda aldığımız İngilizce dersleri nasıl ki yabancı dili öğrenmeye yetmiyorsa , Atatürkçülük ve Türk devrimlerini de okulda aldığımız derslerle öğrenemiyoruz, kanıksayamıyoruz. Peki bu kadar zor mu Atatürk’ü ve devrimlerini anlamak ? Üniversite mezunları bile anlayamıyor diyorsan , okuma yazma bilmeyen ya da çok az eğitim almış vatandaşımız nasıl anlasın dediğinizi duyar gibiyim. Haklı bir soru ancak anlatmasını , öğretmesini ve örnek vermesini bilmiyoruz desem. Hadi bu konunun biraz üstüne eğilelim.
“Atatürk yoktu , düşman çoktu , Atatürk geldi , düşmanı yendi, bu güzel yurdu bizlere verdi ….. “ Bu mudur ? Resmi bayramlarda posterlerini açıyoruz , 10 Kasım’da hüzünleniyoruz , her ceket giydiğimizde rozetini takıyoruz. Yeterli midir ? Yalnızca bunlar yetmiyor dostlar. Ülkemiz yurttaşlarının çok büyük kısmı kurtuluş savaşı kazanılana kadar ki süreçte Atatürk’ün hakkını teslim ediyor ve minnettar. Ancak bence asıl tartışma Cumhuriyetin kuruluş sürecinden , devrimlerin yapılma şeklinde yaşanıyor. Yıllardır yapılan kara propaganda sayesinde muhafazakar kesim içten içe Atatürk’ü kültürel değerlerimizi ve tarihimiz yozlaştıran bir lider olarak görüyor. Tabi bunu açıkça söylemekten de utanıyor veya tartışmaya girmiyor. Lakin son yirmi yıldır Atatürkçülük , Kemalizm ve laiklik kavramlarına duyulan alerji alenen dile getirilebiliyor ve halkın belirli bir kesiminde de karşılık buluyor. Oysa Atatürkçülük bağımsız bir ülke ve emperyalizme karşı savaş demektir. Bağımsız olmayan ülkede de dini özgürlükler de rahatça yaşanamaz. Emperyalistler dini de kullanır hatta belki de ortadoğuda en çok dini kullanır . Atatürkçülük bağımsız bir ekonomi modeli demektir. Ekonomisi özgür olmayan , üretim ekonomisi yerine tüketim ekonomisini ilke edinenlerin ekonomisi de dışa bağımlı olur. Atatürkçülük ziraati geliştirmek , çiftçiyi desteklemek , kendi kendimize yetebilmek demektir. Saman ithal edilen Anadolu topraklarında Atatürk’ü ve devrimlerini anlatmak zorlaşır. Atatürkçülük kadın hakları demektir, kadını hapsettikleri evden çıkarmak , hayatın her alanına katmak demektir. Atatürkçülük demokrasi mücadelesidir. İktidar tek başına sende olsa bile başka partilerin kurulması için çabalamak , sivil toplumun gelişmesi için adımlar atmaktır. Atatürkçülük parlamentoyu önemsemek ve hukukun üstünlüğüne inanmaktır. Savaş zamanında bile yetki almak için meclise başvurmaktır. Mahkemelerin verdiği karara saygı göstermektir ama bağımsız mahkemelerin…
Atatürkçülük okumak ve okumaya teşvik etmektir. Kitapsız bir toplumun , sanatsız bir ülkenin ruhsuz ve başarısız olacağını bilmektir. Örnekleri istediğimiz kadar uzatabiliriz. Anlatmak istediğim şudur : Atatürk’ü ve devrimlerini makalelerde , akademik çalışmalarda aramak entelektüel bir çalışmanın ötesine geçmez. Eğer halkın da anlamasını ve özümsemeni istiyorsak hayatın tüm alanında , halk için yakıcı meselelerde Atatürkçülüğü örnek vermek gerekir. Tarım ve hayvancılık bitiriliyorsa , Atatürk’ün kurduğu çiftlikleri anlatmak , köylüye ve çiftçiye verdiği desteği somut örneklerle anlatmalıyız. Ekonomi zordaysa , çözümün üretim ekonomisinde olduğunu ve kurulan onca sanayi tesisi anlatmalıyız. Sınırlarımızdaki tüm ülkelerin içindeki iç savaşa dahil olmak yerine “Yurtta barış , dünyada barış “ ilkesini hatırlamalıyız. Bilim yerine hurafeler kabul görüyorsa , bilimi savunmalıyız çünkü bilimi savunmak Atatürkçülüğün en önemli ilkesidir. Hadi güncel bir mesele ile bitirelim. Dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu covid-19 salgınında yaşadığımız en büyük sorunlar neler oldu ? Tam kapanmayı bir türlü yapamadık , çünkü tam kapanırsak zorda olan ülke ekonomisi daha da zora girebilirdi. Hemen bu soruna Atatürkçülüğün gerektirdiği cevabı verelim : Güçlü vebağımsız bir ekonomimiz olsaydı paradan çok insan hayatına önem verir ve kolaylıkla salgının enbaşında tam kapanma yoluna gidebilirdik ama öyle olmadı. Sağlıkta özelleştirme yerine temelihtiyaçlar hususunda devletçiliği savunsaydık , test ve aşılama tüm hastanelerde ücretsiz şekildeyapılabilirdi. Ama her isteyen test yaptıramadı lakin parası olan özel hastaneye gidip test yaptırabildi.Ve gelelim en önemli konuya. Aşılama…. Aşılamayı yaygın bir şekilde yapabilseydik , hem salgınbüyümez hem de çoktan normal hayata dönebilirdik. Neden yaygın aşılama yapamadık ? Çünkü aşıyıithal ediyoruz. Uluslar arası özel firmalar ya belirli bir kotayla aşı verdiler ya da bizim paramız tümnüfus için aşı almaya yetmedi. Yani aşı meselesinde sınıfta kaldık. Peki Atatürk döneminde ne oldu ?1928 yılında Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu. Yirmiye yakın aşı üretiliyordu. Yıllarca tümdünyaya aşı verdik ve sattık. Biliyor musunuz 1940 yılında Çin’de kolera salgını vardı. Ve kolera içintüm aşıyı 1940 yılında ülkemizden temin etti. Ülkemizin geldiği hale bakalım , Çin’e aşı verirken almakiçin sıra bekler duruma düştük. İkinci dünya savaşı sırasında özellikle Avrupa ülkelerindeki tifüs için ,tifüs aşısı Türkiye’den temin edildi. Cumhuriyet , Atatürk ilke ve devrimleri her şeyden önce insan içinvardı , yurttaş içi vardı ve insan sağlığını önceliyordu. Bu sebeple insan sağlığı için Cumhuriyet ,yaşamak için Atatürk ilke ve devrimleri demek gerekiyor. Ne mutlu ki böyle bir pusulamız var.
Diğer konuk yazarlarımızı görmek için Konuk Yazarlarımız sayfasını ziyaret edin.